BAŞKENT OLUŞ SÜRECİNDE ANKARALILARIN MİLLİ MÜCADELEDEKİ ROLÜ… Metin ÖZASLAN

Konuğumuz Ankara Kulübü Derneği Genel Başkanı ve Ankara Enstitüsü Vakfı Başkanı Dr. Metin ÖZASLAN, gelenekvegelecek irtibat bürosunda “BAŞKENT ANKARA NEDEN CUMHURİYETİN BAŞKENTİ? NEREDEN NEREYE?” başlıklı bir sunum yaptı. Bu sunumu çeşitli başlıklar altında paylaşmaya başlıyoruz.

ANKARA,
•    Kendisiyle iç hesaplaşmalar içinde….
•    Yalnızlığa sahipsizliğe itilmiş…
•    En verimli döneminde emekliliğe sevkedilmiş, kenara itilmiş,
•    Akıl yerine akideyle,  bilim yerine rükuşla, şatafatla yönetiliyor.
•  İç hesaplaşmalar içinde kendini arıyor, kendi kimliğini arıyor, kendi iradesini, kendi değerlerini, kendi doğal, tarihi değerlerini arıyor…
•    Aslında kendi suyunu arıyor… Yaşam şerbetini veren… Yaşamı güzelleştiren, mutluluk getiren, huzura erdiren suyu arıyor…

BAŞKENT OLUŞ SÜRECİNDE ANKARALILARIN MİLLİ MÜCADELEDEKİ ROLÜ 

Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadeleriyle Ankara’nın başkent seçilmesinde belirleyici olan ikinci neden Ankaralıların Milli Mücadeleye ve Kurtuluş Savaşımıza sarsılmaz bir inançla verdikleri olağanüstü desteklerdir.

1919 yılında Ankara’da işgal kuvvetlerine bağlı İngiliz ve Fransız askerler bulunmaktaydı. İngilizler, İstasyon civarında, Fransızlar ise o dönemlerde İttihat Terakki Merkezi olarak yapılan binada karargah kurmuşlardı. İleride Birinci Millet Meclisi olarak istiklal ve bağımsızlığımızın karargahı olacak bu bina, acıdır ki, Fransız askerlerine karargahlık yapıyordu ve üstünde Fransız bayrağı asılıydı. Diğer yandan, tüm ülkede olduğu gibi Ankara’da da hem hükumet merkezi İstanbul’un, hem de İzmir’in ve Anadolu’nun diğer bölgelerinin işgali büyük bir üzüntü yaratmıştı. İşgale karşı Ankaralılar yoğun bir tepki içerisindeydi.

Damat Ferit Paşa Hükumetinin atadığı Ankara Valisi Muhittin Paşa ise İstanbul’dan aldığı emirlerle Ankara’daki milli hareketleri söndürmeye çalışıyordu. Bu kapsamda Vali Muhittin Paşa bağımsızlık taraftarı Ankaralı 190 genci tutuklattırdı. Bu olay, böylesine sancılı bir dönemde Ankaralılar arasında derin bir üzüntü yarattı. Üstelik İngilizlerin Ankara’da İngiliz Muhipleri Cemiyetini kurma çalışmaları İstanbul Hükumeti ve Vali tarafından desteklenirken, Milli Mücadele hareketlerinin bu tür baskılarla söndürülmeye çalışılmasına Ankaralılar anlam veremiyordu. Buna rağmen, Ankaralı gençler Milli Azim (Azm-i Milli) Cemiyeti’ni kurdular. Vali Muhittin Paşa’nın yaptığı baskı, Ankaralıların mevcut idareye karşı tepkilerinin şiddetlenmesini beraberinde getirmiştir. Halk, aciz hükumetin ve atadığı Vali’nin icraatlarından bıkmış usanmıştır. Ankaralıların deyimiyle “gari bıçak kemiğe dayanmıştır”.

Telgrafhane Vakıası ve İstanbul’u Tanımama Kararı…

Nitekim, harekete geçmek için beklenilen gün gelir. Vali Mühittin Paşa, 11 Eylül 1919’da yerine vekil olarak Mektupçu Halet Bey’i bırakarak o dönemlerde Ankara Vilayetine bağlı olan Kırşehir ve Kırıkkale civarına teftişe gider. Bunu fırsat bilen Ankaralılar Vali’yi Padişaha şikayet etmek isterler ve bu amaçla o zamanlar Samanpazarı’nda bulunan Müftülük Dairesinde (bazı kaynaklar Defterdar Yahya Galip’in evinde olarak belirtir) bir toplantı yaparlar. Toplantı sonucunda Padişaha telgraf çekilmesi gerektiği karara bağlanır ve bu görev Defterdar Yahya Galip, Hacı Atıf ve Hoca Ahmet Efendilere verilir.

 Toplantı sonucunda belirlenen Temsilciler o dönemlerde Vilayet Binasının hemen arkasında bulunan Telgrafhaneye gelirler ancak Telgrafhane Saray yerine Babıali’deki Telgraf makinesine bağlanır. Telgrafın ucunda ise Sadrazam Damat Ferit Paşa vardır. Ankaralıların Temsilcileri Damat Ferit Paşa’ya: “Ankaralılar Zat-ı Şahane ile mühim bir mesele hakkında görüşmek istiyorlar” diye bildirirler. Bir müddet sessizlikten sonra Damat Ferit Paşa: “Halk doğrudan doğruya Zat-ı Şahane ile görüşemezler. Diyeceğinizi bana söyleyiniz, ben arz edeyim.” der. Israrcı olan Temsilciler: “Biz padişahımızı istiyoruz!” diyerek taleplerini yinelerler. Ferit Paşa sert bir şekilde: “Hayır! Millet Padişahla görüşemez” diyerek talebi geri çevirir. Bunun üzerine hiddetlenen Temsilciler ise “Öyleyse Ankaralılar da ne senin gibi Sadrazamı, ne de senin Padişahını tanımıyor” diye son sözü söyleyerek görüşmeyi sonlandırır. Ankara’nın Milli Mücadele günlüğüne “Telgrafhane Vakıası” olarak geçen bu olay aynı zamanda Anadolu’dan Padişaha karşı çekilen ilk isyan telgrafı olur.

Telgrafhanede yaşanan bu görüşme ile Ankara halkının temsilcileri Padişahı tanımadığını resmen bildirmiştir… Peşisıra Kadı Aşir Molla, Mektupçu Halet, Yahya Galip, Umuru Hukukiye Müdürü Süreyya Kip başta olmak üzere Ankaralı memurlar da bir toplantı yaparak şu kararı alırlar: “Ankara Halkı gibi, vilayet memurları da Sivas Kongresinin çizdiği esaslar dâhilinde hareket edeceklerdir. Bundan sonra İstanbul Hükümetiyle değil, sadece Temsilciler Heyetiyle temas edeceklerdir.” Bu tarihi kararın kaleme alınmasını ve Sadrazama bildirilmesini ise Süreyya Bey üstlenir.

Vali Muhittin Paşa’nın Tutuklanması…

Alınan kararlar derhal uygulamaya geçirilir. Zaman kaybetmeden Elmadağ’dan Yenişıhlı Rıza Bey, Hamitli Rıza Bey ile Polatlı’nın Hacı Tuğrul Köyünden Kara Sait’e bağlı güçler, Vali Mühittin Paşa’yı tutuklamak üzere görevlendirilir. Vali Mühittin Paşa, 12 Eylül 1919’da kazaları teftiş ederken, Elmadağ ile Kırıkkale arasındaki Kılıçlar Beli’nde tutuklanır ve Sivas’a gönderilir.

İstanbul Hükümeti Ankara’yı elden çıkarmamak için Ankara’ya yeni bir Vali atama hazırlıklarına girer. Önce Galip Paşa atanmaya çalışılır ancak Ankaralılar direnince sonra da Rıza Paşa Kabinesi tarafından Ziya Paşa Ankara’ya vali olarak atanır. Ankaralılar bu durumdan da hoşnut olmazlar. Zira Damat Ferit Paşa daha önce Ziya Paşa’yı Ankara’ya tayin etmeye çalışmış ama gönderememiştir. Ziya Paşa’nın tayinindeki amacın Ankara’daki milli hareketi söndürmek olduğu düşünülür. Yeni görevi için yola çıkan Ankara Valisi Ziya Paşa henüz yolda iken, Müftü Rıfat Efendi ile Belediye Reisi Kütükçüoğlu Ali Bey Ankara’ya gelmemesini, geldiği takdirde eski Vali Muhittin Paşa ile aynı kaderi paylaşacağını belirtirler. Bunun üzerine Ziya Paşa Eskişehir’den İstanbul’a geri döner. Tüm bu yaşananlar neticesinde İstanbul Hükümeti Müftü Rıfat Efendi’yi idama mahkûm eder ve Bab-ı Meşihatteki siciline idam kararı kaydedilir.

Defterdar Yahya Galip’in Vali olarak seçilmesi ve Ankaralılar tarafından “Hakan” olarak adlandırılması…

Valisiz kalan Ankara’ya halk, yeni Vali olarak Defterdar Yahya Galip’i seçer. Ankara halkı kendi seçtiği Vali’ye de “Hakan” adını verir. Yahya Galip göreve gelir gelmez bütün tutukluları derhal serbest bırakır. Yahya Galip Eylül 1919’dan Haziran 1920’ye kadar sekiz ay boyunca bu görevi vekaleten sürdürmüştür. Ankaralıların Vali seçimi konusu son derece önemlidir zira yönetime dönük bir kargaşa, karışıklık ortamında Ankaralılar kendi kendisini yönetecek ve görevlendirecek kişi ve kişileri görevlendirerek, bu dönemde fiilen “bağımsız bir yönetim” altında varlığını sürdürmüştür… Nitekim aynı durum, bir sonraki yazımızda inceleyeceğimiz 14. yüzyılda Ankara Ahiler Devleti/ Cumhuriyeti örneğiyle de yaşanmıştır. Yeni Valinin seçilmesiyle Ankara, yeni bir tarih sayfası açmak üzere Kuvay-ı Milliye ve Kurtuluş savaşı için güvenli bir üs duruma gelir…

Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Kurulması…

Vali sorununun çözümlenmesini takip eden günlerde Ankara’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulur. Cemiyetin karar defterindeki ilk karar 29 Ekim 1919 tarihlidir. Cemiyet Başkanı olarak ise Cumhuriyet kurulduktan sonra uzun süre Diyanet İşleri Başkanı olarak görev yapacak olan Rıfat (Börekçi) Efendi seçilir ve Ankara’nın genel durumuna bundan sonra Rıfat Börekçi önderliğindeki grup hâkim olur. Cemiyetin ilk kararındaki kurucular listesi ise şu şekilde sıralanır: (Başkan) Müftü Rıfat Börekçi, (Üyeler) Binbaşı Fuat Bey, Yahya Galip Bey, Hanifzade Mehmet Bey, Bulgurluzade Mehmet Bey, Serattarzade Rasim Bey, Hacı Ahmet Efendi, Kınacızade Mehmet Bey, Tolluzade Hacı Rıfat Bey, Ademzade Ahmet Bey… Yaşanılan olaylar sonucunda tamamıyle güvenliğin sağlandığı Ankara’da Mustafa Kemal Paşa, Müftü Rıfat Efendi’ye Ankara’ya geleceğini bildirir.

Müftü Rıfat Börekçi başkanlığındaki Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Milli Mücadelede ve Kurtuluş Savaşımızda sayısız yararları olmuştur. İlk akla gelenlerden birisi Müftü Rıfat Börekçi’nin Heyet-i Temsilliye üyelerinin idam kararı için İstanbul’un verdiği fetvayı topladığı ulema ile reddetmesidir. Bir diğeri Milli Mücadelenin ve Kurtuluş Savaşının finansmanıdır. Başlangıçta Ankaralılardan toplanan 1000 lira ile başlayan bu yardımlar, ilerleyen dönemlerde katlanarak artmıştır. Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin yaptığı bir diğer önemli görev 400 Jandarma Talebesi, Ankara Seymenlerinden bir grup ve civardan gelen 3000 mahkûmdan oluşan bir Kuvay-ı Milliye Müfrezesinin oluşturulması ve Batı Cephesine gönderilmesidir. Bazılarının başlarında kara kalpak, bazıları ise Seymen kıyafetinde olan Kuvay-ı Milliye Müfrezesi atlı ve yaya olarak teçhiz edilmiştir.

Tüm bu gelişmeler Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya gelmeden önce yaşanmıştır. Mustafa Kemal’in Ankara’da karşılanışı ise tarihte benzerine az rastlanır bir galeyandır ve bir lidere verilen büyük bir halk desteğidir. Ankaralılar, Mustafa Kemal’in karşılandığı 27 Aralık’ta düzenlenen “Seymen Alayı”nı basit bir karşılama töreninden öte, ülkeyi içinde bulunduğu karanlıktan kurtaracak yeni bir liderin, dağınık olarak sürdürülen Milli Mücadele hareketini şahsında toplayacak Önder’in, Ankara halkı ve Seymenler tarafından seçilmesi olarak kabul etmektedir. Nitekim, bu sivil oluşum ve halk desteği, Büyük Önder’e ve milli mücadele hareketine olağanüstü bir moral güç vermiştir…

27 Aralık 1919’da KIZILCA GÜN olarak adlandırılan Devlet Kurma gününde Atatürk Ankara’ya ayak basıyor. Kızılca Gün Türklerin Devlet Kurma Törenidir. Seymenler Atatürk’ün Ankara’ya gelişini Davul ve Sancaklar eşliğinde kutluyor. Davul ve Sancak Türkler için Devlet demektir ve sadece kutlama günlerinde kullanılır. Aslında Seymenlerin desteğiyle TÜRKİYE CUMHURİYET’i 27 Aralık 1919’da fiilen kurulmuş oluyor.

Ankaralıların Milli Mücadeleye ve Kurtuluş Savaşımıza verdikleri destekler 27 Aralık 1919 sonrasında da artarak devam etmiştir. Nitekim, umutların tükendiği Anadolu’da, Ankara halkı, bağımsızlık mücadelesinden ödün vermeden, azimli bir biçimde Ankara’yı; Mustafa Kemal Paşa’ya, Kuvay-ı Milliye hareketine ve Kurtuluş Savaşımıza güvenilir bir merkez olarak hazırlamıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’nın seçiminde ikinci neden olarak belirttiği “En acı ve felaketli günlerde millet her taraftan zehirlenirken (tesmim olunurken) Ankaralılar, memleket ve milletin gerçek kurtuluşuna yönelik girişimler (halas-ı hakikisine müteveccih teşebbüsler) hakkındaki iman ve itimatlarını bir an dahi sarsmamışlardır…” ifadesi işte kısaca bu durumu özetlemektedir.

Özetle, Ankara’nın başkent seçilmesinde Ankaralıların dişiyle-tırnağıyla verdiği bağımsızlık mücadelesinin önemli bir yeri vardır. Ülkemizin yaşadığı bu karanlık dönemlerde, kurtuluş mücadelemize kelle koltukta verdikleri olağanüstü destekler yanında, Ankaramızın da başkentliğini hazırlayan Ankaralıları rahmetle ve şükranla anıyorum…

Yunus Nadi Bey soruyor; Ankarayı neden başkent seçtiniz? Atatürk anlatıyor… Uzunca bir mülakat…

Burada 2 neden ortaya çıkıyor:
1.    Ankaranın doğal ve coğrafi konumu
2.    Ankara’da milli mücadele ruhu…

 Ankara’nın Başkentliği ve Coğrafyanın Önemi…

Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadeleriyle Ankara’nın başkent seçilmesinde öne çıkan üç nedenden biri Ankara’nın coğrafi konumudur. En yaygın bilinen neden olmakla birlikte “coğrafi boyut” aslında Atatürk’ün en az önem atfederek dile getirdiği özelliğidir Ankara’nın… Ankara’nın başkentliğinin müellifi olan Büyük Atatürk’ün ifadeleriyle coğrafya en tali neden olmakla birlikte, Osmanlı Devleti’nin son 50 yılında şiddeti beliren jeopolitik hassasiyet Anadolu’nun ortalarında yeni bir başkent arayışlarını beraberinde getirmiştir. İşte bu yazıda Ankara’nın başkent seçilmesinde etkili olan coğrafya konusu işlenmektedir.

Başkentler, ülkelerinin yönetim merkezi, düşünen beyni, çarpan kalbidir ve bu nedenle ülke içerisindeki konumları stratejik bir öneme sahiptir. Başkent değişikliği de, her zaman önemli olaylardan sayılır ve hem iç politikayı, hem de dış ilişkileri etkiler. Ülke içinde olduğu kadar, ülke dışında da ilgi çeker. Keza, Ankara’nın başkent oluşu da dünya ölçeğinde dikkat çeken bir olay olmuştur.

Başkent’in Ankara’ya taşınması, sadece stratejik amaçlar çerçevesinde bir mekân değişikliği değil, aynı zamanda ülkenin ana politikalarını da etkileyen bir tercihi ortaya koymaktadır. Ankara’nın başkent olmasıyla birlikte ülkemizin ağırlık merkezi İstanbul’dan Anadolu’ya kaymış, İstanbul merkezli tek kutuplu dengesiz gelişme eğilimleri kırılmış ve artık kalkınmanın Anadolu odaklı olacağına dair bir bakış açısı ortaya konulmuştur. Zira, anavatan topraklarının büyük bölümü Anadolu’dadır artık ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin gözleri ve yüreği de Anadolu’ya çevrilmiştir. Yüzyıllardır ihmal edilmiş, geri bırakılmış, itilmiş, horlanmış olan Anadolu, bundan böyle devlet politikasında öncelikli bir yer tutacaktır. Ankara’nın başkent oluşu, Türkiye’nin ekonomi ve kalkınma politikasında, siyaset ve yönetim anlayışında köklü değişiklik anlamı taşımaktadır.

Geri Bildirim gönder...

Yorum Yaz

<