Skip to main content
“Harp ve Sulh”-“Kahire Barış Konferansı” Vesile Bu İnsanlık Bitmiştir – Orhan Karakuş

“Harp ve Sulh”-“Kahire Barış Konferansı” Vesile Bu İnsanlık Bitmiştir – Orhan Karakuş

Yaşamakta olduğumuz 3.Dünya topyekun harbinde ülkeler ve devletleri içine çeken ve tüm insanlığı “mezara gömecek” olan ve Dante’nin “Cehenemin kapıları açıldı” dediği ve alt katmanlarını yaşayacağımız kural tanımaz “küçük armegodon savaşı” başlatıldı.

İnsanlık lağımsı çukura…

 Emperyal hedefler ve Siyonist idealleri ekseninde Ortadoğu’ya bir hançer gibi saplanan, haksızlığın ve gaspın timsali olan fiili ülke İsrail’e 7 Ekim 2023’te güdümlenmiş “Hamas saldırısı” insanlığın çöküşünün fitili, Baptist hastanesinin bombalanma sonucu havaya uçurulması ve masum çocukların katledilmesine dönük “İsrail katliamları” bilvesile insanlığın lağımsı bataklığa batışıdır. Nefsi mülkiyetçi kültürelin ürettiği değerler ve medya manipülasyonla mafiil odaklar dezenformasyonlu nefsi emarelerine yenik düzenek çarkının “vahşet yolunun muktedir sürücüleri” dünyadaki top yekun harp dinamiği sebebiyle açık hava hapishanesi Gazze’deki bombardıman ile ekolojik yıkımı da bu batağa gömüyorlar. Bu algısal tuz buz edişlerin görsellerini geçmişte Vietnam’da ve yakınlarda TV’lerdeki canlı yayınlarını Bağdat ve Kabil’de de gördük. Şimdilerde ne oldu?

 L.N.Tolstoy’un “Harp ve Sulh” romanın acılı temasıyla günümüze taşınan Filistin dramını ve “Kahire barış konferansı” ölü soyucularının müzakere defteriyle insanlığın lağımsı çukuruna gömülen  trajedisini evlerdeki TV ekranlarından ve ellerdeki telefonların sanal medya platformlarından  narkozlu gözlerle izlenen filimsi bir “play-akction” görselidir. Yüzlerce kez “barış için müzakereler” ile bugüne gelen, sayısız antlaşmalar ve sözleşmeler yapan kötülük insanlığı, “birleşmiş milletlerli uluslararası ilişkiler hukuku” ile huzur içinde bir yaşam kuramamıştır. Yaşamakta olduğumuz 3.Dünya topyekün harbinde ülkeler ve devletleri içine çeken ve tüm insanlığı “mezara gömecek” olan ve Dante’nin “Cehenemin kapıları açıldı” dediği ve alt katmanlarını yaşayacağımız kural tanımaz “küçük armegodon savaşı” başlatıldı. Bu vicdanı kuru zalimlerin hastane, kutsal mekan, tarihi doku, ekosistem dengesi ve daha ötesi çoluk çocuk sivil ayrımı yapmadan yürüttüğü vahşi tahripkar savaşıdır. Harp dinamiğini üreten nefsi mülkiyetçi düzenek ultra emperyalizm döneminde yeryüzünü özü nefsen aynı iki kutup olan “doğu ve batı” olarak bölerek insanlığı harpler sarmalına getirmiştir. İnsanlık bu iki yapay bölüntüye göre ekonomik, sosyal ve siyasal çoklu krizler altında pratik öz değerleri bencil rasyonel akıl üretimi olan nefsi kültürel mayalanmayla evrimin sosyo pisiko aşamasını yaşamaktadır. İnşallah, hep birlikte  bu güzergahı terk ederek, kültür devrimi marifeti ve gönül deminde akletmeyle sulh ve huzur toplumuna varırız.

“Medyada yalan fırtınası”…

Öncelikle şüphe ile karşılanması gereken şu hal- vaziyeti dikkate sunalım:  Haritalar önünde görsel haber sunucuları ve ahkam kesen analistler boy boy kuşatılmış aklın “laf kalıplarını” tekrarlamakta belli merkezlerin istendik tahlillerini beynimize zerk etmektedirler. Topyekün harbin kaotik dinamiğinde kontrol panellerini ellerinde sanan “iblisin güdümlü kurşun askerleri kurgusal bir senaryonun” sahnelerinde boy göstermektedirler. Burada kendilerine yer bulan anlı şanlı devletlerin başkanları kısa zamanlı pişmiş kelle sahneleri almakta şeytanın vesvesesinin rol aktörleri olarak cin atına binip yüksek sesli yalan ve talan naraları atmaktadırlar. Kışkırtılan seyir ahalisi ise tarafını seçerek “sonuna kadar bu harbin yanındayız” şamatasının çığırtkanlığına arenada destek turları atmaktadırlar. Mazlumlar yerlerde sürünerek hayasız tepişmenin altında inim inim inlemekte, kendilerinden çok bebeklerin ölümüne dair ağıt ve AH’ları bu “Yes, yes, hayl, hayl ve yaşa varol” gürültüsüyle bastırılmaktadır. Ortam zifri zulümdür. Dezenformatik yalan rüzgârları ateşi körüklemekte modernitenin kallavi silahlarının alev topları cehennemin katmanlarını aydınlatmaktadır. 

“Arabulucu ya da yatıştırıcı garantörler” körleşmiş gözlerini kırparken Sulh yapıcı bir iradenin ve Hakkaniyetli tutumun neferleri yeni doğmuş bebekler olarak şimdilik güçsüzdür. Yeryüzünde “ateşi kes ve barışı ara” insanlığını hissettirme temalı protesto gösterilerindeki “ümmet ve halkların kardeşliği” ruhsuz yan yanalığı henüz can denkliğinde insan kardeşliğini odağına alan sulh yapıcı bir sahici dinamiğe evirilememiştir.

“Kahire Barış Konferansının” pansuman kararları ve kısıtlı insani yardımlar derin acıları dindiremez…

Gelinen son merhalede BM (Birleşmiş Milletler)  vahşi saldırganlığı bertaraf edecek “ateşkes ve insani yardımları” fiilen yaşam geçirme kabiliyeti olmayan bir guguk kuşudur. Tüm ülkelerin dahil olduğu birlikler ve devletlerin kurduğu paktlar ya savaş taraftarı ya da dilsiz şeytan olup sulh arayışını gündeme getirmemekteler. İçlerinde Türkiye’nin bulunduğu birkaç ülke hem verili koşulları hem de emperyal odakların kuruluşlarıyla yaptıkları kesin bağlayıcı anlaşmaların ayak bağı ve gözbağı ile sulh olma arayışına yönelik nafile çabalamaktadırlar. Kahire’de savaşı körükleyen, gözünü kapatan, hatta savaşta saldırganı destekleyen farklı eğilimler bir arada “derhal ateşkes ve koşulsuz insani yardım” eş yöneltisinden çok “havanda  hava döğmektedirler.”

 Cumhuriyetimizin  100. yılında yürüyüş  marşımız  üretilmeli…

Türkiye Cumhuriyetinin yüzüncü yılında hep birlikte toplumsal tabanda haysiyetli tutum,  tarihselde onurlu davranış ve yeryüzü acılarını dindirecek dayanışmacı alternatif çözüm inisiyatifleri ile yaşamda yer alınmalıdır. Bu minvalde hayat bulacak eylemlerin metotları üzerinde düşünülüp meşru dayanakları üretilince muhakak kendine olgun ve duyarlı bir yol açacaktır. Katkı olması niyetiyle badireler atlatarak geçmeye gayret ettiğimiz çalkantılı  günlerde cumhuriyetin yüzyılında  içime  dolan   birkaç dizeyi kültürel akışa  sunayım:

 Hürlük Marşı …

Tarihselin varında bu toprağın bağrında

Güneş gibi sadrınla huzur dolu yurdunda 

Dünyadaki halikin haklı hakkı yanında 

 Yürüyoruz yurttaşlar bir yüzyılın sonunda  

 

Atatürk’ün yoldaşı ceddim ruhu şad olsun

Hürlüğün gönüldaşı cümle işin hoş olsun

 

Göğsümüzü coşkuyla sulh nefesi doldursun

 Hürlüğün meşalesi her bir yerde şan bulsun

 Cumhuriyet payidar ilelebet var olsun

Yürüyoruz yurttaşlar bir yüzyılın sonunda

Atatürk’ün yoldaşı ceddim ruhu şad olsun

Hürlüğün gönüldaşı cümle işin hoş olsun…

 

 İlmik ilmik Suh ve hakkaniyet cephesi örülmelidir…

Görünen köy kılavuz istemez hesabı bu harpler ve darpler sarmalının kaotik ortamında yıllarca yol alacağız ve altüst oluşları günbegün yaşayacağız. Aklıselime davetlere en yakın bildiklerimizin bile  “kulakları tıkalı, kalpleri mühürlüdür.” Cenabı Hakk’ın tecellisine sezgisel katılım çerçevesinde üzerimize düşeni vicdani politik rotanın öz değerleri olan ve kadim kültürelden damıtılmış; sulh yapıcılığı ekseninde hakkaniyetli tutum ve davranış, uyum birlikteliğinde kul hakkına riayette razılıkla helalleşme eş yöneltisine azimle güç vermeliyiz. Tüm yazılarımda dinamik irdelemelerini sunduğum ve 2023 Mayıs’ta da dile getirdiğim, “Türkiye yol ayrımında” yazımın son paragrafını bir kez daha ilgiye sunarım:

“Sürmekte olan topyekun harbin nükleer boyutlu tehdidi yanında kendi ülkemizdeki ekonomik, sosyal, politik ve kültürel krizlere ek olarak küresel iklimsel değişim ve doğal afetlerin de etkisiyle tüm yeryüzü toplumları ‘kaos, açlık ve kuraklığa’ sürüklenmektedir.” 

Oyalama ve oyalanma süreçleri tükenmektedir. Hakkaniyetli toplum devleti marifetiyle sulh yapıcılığı ekseninde vicdani politik hatla değişimi toplumcu hürriyet nizamı istikametinde oluşturabilmekten başka kati şart ve imkân kalmamıştır. Toplumcu yurtsever bir hareket dinamizmini her alanda örmek, sulh ve huzuru ülkemizde ve yeryüzünde tesis etmeye katılımcı olmak, 19 Mayıs 1919’un kurtuluş ve kuruluş ruhunu kültürel devrim imbiğinden günceldeki ruhi fıtratımızda diriltmek vazgeçilmez ve ertelenemez bir vazifedir.  Allah Kerim Vesselam… www.gelenekvegelecek.com  

Baki selamlar…                                                                                                                                 Orhan Karakuş, 21.10 2023