Tasavvufi Praksis Işığında, Toplumcu Yurtseverlik Miğferinden Yürüyüş 1 – Orhan Karakuş

Tasavvufi Praksis ışığında, toplumcu yurtseverlik miğferinden yürüyüş: Toplumcu hürriyet düzenin kuruluşu ve insanlığın şuurlu kurtuluşudur… (I)

Deruni Türkçedeki birlik ve dirliğin temel direği vektörel sulh yapıcılığı (“Yurtta sulh, cihanda sulh” M. Kemal Atatürk) ve hakkaniyetli tutum yerine; teknik, müzakerelere dayalı ve güçlünün bozacağı uzlaşı terimi olan ‘Barış’ı kullanma dinamik süreç hatasıdır.

M.Tanju Dost ile Yazılı Söyleşi(2) – Orhan Karakuş

Kadim coğrafyamız topraklarında  yeni kolektif önderlik sulhuyetli sakinlik içinde  tüm yeryüzü ekosistemi bütünlüğüne  doğal katılımcı ve tüm halikin hakkına riayet sonucu oluşacaktır.

A. Kavim, millet ve insan kardeşliği…

Bir dil ve yaşam birliği temelinde kültürel harsta töre geliştiren ve daha çok konargöçer olup yerleşik toprak bütünlüğü geliştirmeyen toplulukları kavim olarak alırsak, Türkler bu kategoride önemli yer tutarlar. Tarihselin idari, sosyal ve kültürel yapılanmasında Asya özelinde, Avrasya temelli  beşeri   coğrafyanın yanında, Avrupa’da Tuna  havzası ve çevresi, Afrika’nın kuzey kuşağı  ve Orta doğu bölgesi Türklerin hakkaniyete dayalı  tarih yapıcı yönleri  ile yoğrumludur.  Türkler, Avrasya’dan batıya ve güneye akan konar göçerlikten sonra Anadoluyu öz yurtlarından biri haline getirme sürecinde özellikle Horasan yöresinde savaşkan ve fetihçi karakterlerini İslamın fütuhat kültürü ile yeniden oluşturmuşlardır. Osmanlı imparatorluğu döneminde 600 yıl gibi yukarıda belirttiğim beşeri coğrafyada etkin olmuşlardır.  Toprağın içinde tohumları ile var olan Doğu Roma ve Hitit imparatorluğu geleneklerini de bünyelerinde eriten ve 18. yüzyıl Fransız devrimi sonrası Türkler, milletler tarihinin asli aktörlerinden biri olmuşlardır. Tasavvufi tarih yapıcılığı temelinde Anadolu’da var olan diğer halkların fiili işgallere karşı birlikte ebrulanım halindeki direnişi sonucu oluşan Türkiye Cumhuriyeti, kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından 1. Dünya Savaşı’nın çetin koşullarda varlık bulmuştur. Emperyal güçlerce desteklenen tutucu yobazlığın etkisi altında toplumsal tabanı genişleyemeyen cumhuriyet, günümüzde sert ve kaotik ortamlarda geniş bir uylaşım sürecini üreten dallanma ve türbülanslar yaşamaktadır. Daha önceki yazılarımda belirttiğim günümüz kaotik dünyasında Türkiye, 2005 yıllarından sonra ekosistem duyarlılığı yükselen gençler ve kadınların ağırlıkta olduğu değişim güçleri ile insanlığın toplumsal değişim mücadelesine katkı ve tüm yeryüzünde insan kardeşliği için sulhuyetli bir sakinlik ile yol almaktadır (ilgili yazılar için bknz: www.gelenekvegelecek.com).

B. “Çıkış için yol açıcı ya da  uçuruma sürükleyen önderlik”…

Bilincin deviniminde biyo-sosyal değişim süreçleri ve pisiko-sosyal aşama evrimin bir akışkanıdır. Toplumlar doğanın ritimsel değişimi (mevsimler ve ısısal akımlara bağlı olarak fiziki coğrafyanın topoğrafik değişimine bağlantılı demografik hareketlerin ebrulanımı sonucu genelde uyumlu giderken bazen yanlış bir çıkmaza, bazen de katostrofa düşerler. Bu sıkıntılı ortamlar ekonomik ve sosyal yaşam ile birlikte idari yapılanışı (yönetsel rejimleri) derinden sarsmaya başlar. İçinde yaşadığımız özel mülkiyetçi sistemin krizi tek başına ekonomik sıkışma, finans ve üretim krizi sonucu oluşan siyasal kriz değil aynı anda vukuu bulan doğanın ritimsel dengesindeki (ekosistem bütünlüğü) bozunumla bağlantılı genel küresel bir bunalımdır. Bu doğasal bağlantı kültürel yozlaşma ve çürüme etkisi sonucu 20. yüzyılda kendini aşırı nüfus artışı ve doğal kaynakların fütursuz tahribinin sonucunda daha gözlenir olarak açığa çıkmıştır.

Yakın tarihimiz açısından bugün ülkemizde 1950 sonrası uygulama politikaları sonucu ekonomik-sosyal konsantre emperyalist-kapitalist sistemle bütünleşmeyi yaşıyoruz. Ülke siyaseti mahfil algı yöntemleri ya da darp ile hep dizayn ediliyor.  Ezilen değişim güçlerinin etkin dinamiği olarak başta kadınlar ve şehirli gençlik 2000’li yıllarda etkin olarak yaşam içinden inisiyatif üretmeye başlamışlardır. Gezi eylemleri, anayasa değişikliklerine hayır direnci, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde demokrasi bloğu oluşumu ve 31 Mart 20019 yerel seçimlerinde millet ittifakı ile yaşanan sosyal değişim süreci cumhuriyetin yüzüncü yılı olan 2023’ü daha anlamlı karşılama işaretleridir. İstanbul ve Ankara’daki kökleşmiş yozluğun ve israfın defi için yerel seçimleri vesile kılan  değişim dalgası  vesilesi; Ankara’da  Mansur Yavaş, İstanbul’da  Ekrem İmamoğlu’nun  yanında İzmir ve Antalya yerel güçlerin  denizden gelen ılıman esintisi ile yeni bir söylemin gelişimi yaşanıyor. Daha önce sulhuyetli sakinlik olarak adlandırdığım bu yeni tarz ve 19 Mayıs 2019’da gençliğin bağnaz siyasetin dışında bağımsızlıkçı bir duruşla oluşturdukları birleşik etkinlikleri Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun 100. yılında yeni bir kolektif önderliğin kristalize oluşuna gebedir.  

Farklı alanlar yanında eğitim süreçleri ile yoğrulan kendi yaşantımı; 1970 uyarıcı etkisi ile şehirli yaşama tutunma sürecinde 1978 gençlik hareketi ile politize oluş, 12 Eylül baskılarına direniş ve 90’lı yıllarda ÖDP sürecinde fikri yenilik arayışı ve daha sonra da yaklaşık yirmi yıldır CHP’deki statükoyu değiştirme mücadelesi ile geçmektedir.  2000’li yıllar boyunca ülkemize çöken emperyalizm destekli dinci -yoz karabasana karşı ilimi ve bilmi fikriyat gelişimine katkı olarak, fütuhat ve makulat temelli Tasavvufi Praksis yaklaşım yolu oluşturma gayreti olarak karakterize edebilirim.

  1. 1970 Dev-Genç “haraketinden etkilenme”  ve 78 sonrası yıllarım…

Tanju dost;  daha önceki irdelemelerinden anladığım kadarı ile 1970 hareketini daha çok Latin Amerika solu etkisi ile “Fokocu  sapma”,  bir yönü ile “intihar eylemi “ olarak tonlamakta  ve bu yolda can veren Mahir ve Denizler’in yiğitliğine vurgu yapmaktadır:

“Solcular, D.G ezmiş ve Mahir Çayan’dan mit yaratmaya çalışır. Hatta İ. Kaypakkaya’dan da mit çıkaranlar oldu. Bunların yaptıkları işlere nasıl gittikleri, nasıl sürüklendikleri, hatalarının ülkemizde nelere nal olduğunu, solu nasıl mahvettiğini kimse incelemez. Varsa yoksa kahramanlık, yiğitlik. Bunları daha öncede yazdık, yiğitlik dışında bir savunma gelmedi. Gelemezdi de ondan. Yiğitliği teslim et ama tarihteki yerinede oturt, ama tık yok”( Mitler ve Gerçekler).

Dostlukla, bu görüş böylece senin gözünden.

1970 benim çocukluk ve gençlik dönemime denk gelir. Varoşlarda yaşama tutunmaya çalışan yoksul bir ailenin, çerden çöpten geçim arayan, eğitim yaşamı boyunca her türlü angarya işleri yapan bir bireyi olarak benim gözümde: “İkinci kurtuluş savaşı” için Tam bağımsızlık eylemleri yanında hak, adalet ve eşitlik yaratacak bir etki olarak şümul buldu. Bu konudaki noksanlık ve hatalar nefsi mülkiyetçi düzen kültürelinin kuşatması ve emperyal güçlerin dezenformasyonu yanında modern bilimsel gelişmelere duyarsızlık ile birlikte irdelenmelidir. Hatıratlarına saygı ile söz hadim bu kadar.

1978 sonrası politik hareketleri ve  12 Eylül sürecinde yaşadıklarımı yazı dizi ile “ geçmişe kırk yıllık örgüsel bakış” ile anlattım (Baknz: www.okuyay.net).

Dirençle bu günlerimi oluşturan ve 1978 sonrası süreci: Kurtuluş hareketi, CHP, SHP ve ÖDP’ de görevler alıp çalışma alanlarında bir fiil uğraşılarım içinde eleştirel  yaklaşım  ve öneri geliştirerek  irdelediğim bu yazılar özde: “Türkiye solu önderliğinin” tümü ile  mefta olduğunu ve etnisite temelinde bir gericiliğe düştüğünü ilan eder, kanımca yeni toplumcu yurtsever yol için bir  köşe taşı mahiyetindir.  Tanju dost, bu irdeleme yazılarını gençlere yol gösterir,  “tarihi bir ders notu” olarak ifade etmiştiniz.  Kendim, “kendi öz eleştirimi” yaşadığım yıllardaki pratiğim ve manayı içe doluşla kavrayışım temelinde bu tefrikada vicdani cihetim yönünde davranmaya ve ortaya koymaya gayret etim. İyi niyet bizden kerameti Allah’tan: Yeter ki sağlık olsun; nice yollar açılır, içe doluşla tayin edilen tüm menzillere erişilir.

  1. Bu Topraklar: Tasavvufi özle yeni Mustafa Kemaller yetiştirir…

“Bizim kuvvetimizdeki hız, tarihin o durdurulamaz akışındandır” N.Hikmet ‘e atfen Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşı ve ön Asyalı toplumcu yurtsever bir kişi olarak Marksizm’den etkilenimi onu aşmak için almalı derim. “Sol ve sosyalizm“ söylemi Leninst, Moist,  Avrupai vb. bu topraklarda konum ve duygu dışıdır. “Solun“ genelde irtibatsız kaldığı Horasani Kur’an yorumlayışının değişik versiyonları: Yesevilik, Melamilik ve Babailik akımları etkisindeki Şeyh Bedrettinler, Yunuslar ve Pir sultanlar’ın  lirik  nakışlı dili olan tasavvufi akış bu toprakların ruhudur. Ve Çanakkale’de Turuva’yı gören, Türkiye Cumhuriyetini Asya dayanaklı sulh yapıcı hakkaniyet kültüreli ile Avrupa’ya doğru ören Musatfa Kemal Atatürk tassavufi bir tarih yapıcısıdır (Bu konuyu:  Yazılar kitabımda Yeni şafak yazarı Yusuf Kaplan’ın eleştirisi kısmında irdeledim).  Günümüzde katakuli  ile yenilenen İstanbul seçimleri mağduru Ekrem İmamaoğlu performans ve davranış doneleri  (kendini vesvese  ve kibire kaptırmazsa ) çerçevesinde ve sulhuyetli sakinlik içinde tasavvufi tarih yapıcılığı potansiyelini  taşımaktadır.

 İnşallah, Kadim coğrafyamız topraklarında  yeni kolektif önderlik sulhuyetli sakinlik içinde  tüm yeryüzü ekosistemi bütünlüğüne  doğal katılımcı ve tüm halikin hakkına riayet sonucu oluşacaktır.

Not: Hakkı Zapçı dostun “Bağımsızlık ve Demokrasiye Giden Yol” yazılarındaki tahlillerine (bu sohbete katılımı için) gönderimler çerçevesinde; Vicdani politik rota ilkeleri ve Toplumcu Yurtsever Yol güzergahı başlıkları ile sohbet devam edecek…

 

 Baki selamlar…11.06.2019  

 

Politik Rota Değişimi – Orhan Karakuş

Bu süreçte iktidardaki AKP (yeni parti arayışları ve iç eleştirel söylem) ve muhalefetteki CHP  (program tadilat, gençlere ve kadınlara açılımla) sarsılacaktır. Biri bölünecek, diğeri dönüşmeye çalışacaktır. MHP artık siyasetten mevtadır. HDP ve İYİ partinin toplum nazarında meşruiyeti güçlenmiştir.

DÜNYA KAOSA BİZ KATOSTRAFİK ÇÖKÜŞE… – Orhan Karakuş

Ülkemizde bu 1 Mayıs Çubuk’taki güvenlik zafiyeti sonucu LİNÇ provokasyonu tezgâhları yanında, kısmen belirsiz bırakılan (YSK kararı ile kesinleşen) İstanbul yerel seçimleri altında potansiyel bir gerilim riski taşımaktadır.

Dünya ticaret savaşları: diplomasi bitiyor, sofistike yeni silahlar…

Nefsi mülkiyetçi düzenin içindeki tüm “gelişebilecek nüveler” kabak çiçeği gibi açtı. Bilişim ve silah sanayisinde ultra tekeller ve ortalama devletlerden daha büyük mali yapıları olan konsantre holdingler artık dünyada başat. Küçük (KOBİ) ve orta boy (BOBİ) işletmelerin gelişerek; “eşitsiz gelişim yasasından “ yararlanıp dünya çapında pazarda yer etmeleri pek mümkün görünmüyor. Marka ve bilişsel alt yapıda güçlü olan ve dev internet altyapısı ile korporasyon üretici- alışveriş siteleri fiziki ve sanal ortamları kapladılar. Kimi endüstri dallarında tam otomasyon üretimler, yarı mamul ham madde tedariki için gelişen ülkelere yönelik yatırım kaydırmalarının yerini kritik madde kaynaklarına doğrudan erişim ile dünyada yeni bir post –küresellik başladı. Nitelikli ve ayrıcalıklı insanlar tanımlanarak  “ tüm tüketicilerin network ağları ile oltada tutulması ”  aranmaktadır. Devletlerin maliye yapıları ve merkez bankaları artık mali oligarşinin ağına takılan ülkelerin iç dizayn aparatları…

Çin ve ABD arasında gibi görünen, esasen Şangay beşlisi ve çatırdayan NATO (AB’nin ordulaşma adımı, sancılı Brexit, kıta Avrupa’sının mali ve fiziki operasyonlara ve tatbikatlara katılımda taş koyması) arasında yüksek gerilimli bir ticaret savaşı sürüyor. Bu sadece ekonomi boyutunda değil tüm psikolojik harp teknikleri yanında bilişsele evirtik mali istihbarat güçleri ile devrede. Vahabi İslamcılık etiketi ile Körfez sermayesi ABD-İsrail – İngiltere denetimine alınıyor. ABD-İsrail stratejik işbirliği iki devlet ancak tek bir vurucu güç sarmalı halinde, Ortadoğu’da Küdüs’ü zapt ve İran’ı vurma provokasyonları ile 3.dünya savaşının dördüncü evresinde yol alıyor. (bknz: www.gelenekvegelecek.com )

Ve bu günlerde Latin Amerika’da başta zengin petrol kaynakları ile Venezuela yeniden içten içe kaynatılıyor. Bu gün gelişen Kolombiya destekli darbe teşebbüsünün arkasında bizatihi ABD, entrika tezgâhlarını ve apaçık bir işgal girişimini fütursuz uyguluyor. Yalan ve talan uygulamalı liberal demokrasinin örtülü şalı olan BM yetkisiz, hava ve cıva kararları ile artık devre dışı… Dünya ölçeğinde kaos ortamı artık kontrol edilebilir kısmını geride bırakarak dallanma ve yarılmalarla birkaç koldan birden türbülans oluşturmaktadır.  Özellikle kritik enerji ve su kaynakları bölgelerinde yoğunlaşan nüfus fazlalığını da tırpanlayacak bazı daraltılmış bölgelerde NBC (Nükller-Biyolojik-Kimyasal) silahlarının devreye alınmasına ramak kaldı.

“31 Mart Yerel seçim BAHARI’nı” pramiliter faşizme çevirme hamlesi…

31 Mart yerel seçimlerini daha önceki  “31 Mart olası kestirimler ve sulhuyetli sakinlik ile sulh yapıcılığı”   başlıklı yazılarımda irdelemiştim. Şimdi İstanbul seçimlerini tavsatma ve sonucunu yargı marifetine bağlama operasyonu: “İstanbul seçimi beka meselesi” (MHP lideri Devlet Bahçeli) ve  “öyle birkaç bin oyla İstanbul verilmez” (AKP lideri R. Tayip Erdoğan) şahsi ikbal propagandası ile açmaza alınmaktadır. Bu arada Çubuk’ta şehit erimizin (Allah rahmet eylesin. Ruhu şad olsun)  defin töreninde üzerinde çalışılmış provokasyon ile CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na açık LİNÇ girişimi karşısında günümüz Türkiye’sinde şiddete karşı ortak politik tutum ve demokratik reflekslerin güçlü bir şekilde çalıştırılması yapılamıyor. Hatta şiddetin özendirilmesi yönünde ortam bulandırılmaktadır. MHP liderinin K. Kılıçdaroğlu’nu aleni suçlaması ve “cumhurbaşkanlığı hükumet” modelinin İçişleri bakanı hakkında CHP’nin savcılığa suç duyurusunda bulunması ve “yetkili erkin” teşvikkar salvosu önümüzdeki bu Mayıs ayında puslu ve dumanlı havaları şimdiden işaret etmektedir.

“1 Mayıs” ve bol güneşli günler arayışı…

Tüm çalışanların bayramı olarak tüm ezilen insanları da kapsamına alan “1 MAYIS EMEĞİN BAYRAMI”  Hepimize kutlu olsun. Ülkemizde bu 1 Mayıs Çubuk’taki güvenlik zafiyeti sonucu LİNÇ provokasyonu tezgâhları yanında, kısmen belirsiz bırakılan İstanbul yerel seçimleri altında potansiyel bir gerilim riski taşımaktadır. İnşallah kayda değer bir vukuat olmaz.  Bu yerel seçim sonuçları ile başkanlık modeli gündem dışına itilmiş ve değişim istikametini; Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz sözü ile: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”  Bir kez daha perçinlemiştir.

        Allah’ın izni ile bu yerel seçimlerde cumhuriyetin toplumsal tabanın genişlemesi ortaya çıkmış ve laik demokratik toplum devletinin meclis formu için tekrar TBMM’nin aktif olması tayin edilmiştir. 2000’li yılları karakterize eden hukuksuzluklar, yolsuzluklar, AVM ve kaçak sarayların israfları, gereksiz ve iyi düşünülmemiş projeleri ile ihalelerde haspa adam kayırmaları, İNŞALLAH, tarihin çöp sepetine atılacaktır. Şimdi organik tarımın yeniden doğal gidişata uygun yerli tohumlarla ele alınması, uluslararası sermayeye verilen imtiyazların tüm sektörlerde kısıtlanması ve kamusal kaynaklarının kooperatif birlikleri ve kamu iktisadi devlet işletmeleri eli ile yeniden organizasyonu öne çıkarılmalıdır. Hakkaniyetli yönetim modellerinin yerellerden doğru uygulanması ile merkezi Türkiye Cumhuriyeti devletinin misakı milli sınırlarımız içinde tüm toplumu birlik ve dirlik içinde müşfik ve örgün olarak adaletle sarması dört koldan şevkle örülmelidir. Cümlemizin bahtı açık olsun

baki selamlar… Orhan Karakuş, 30.04.2019

III. Dünya savaşında 4. Evre: Venezuella ve İran cepheleri… Orhan Karakuş

Kadim kültürelin binlerce yılda damıttığı toprağımız öz değerlerine ( Bağımsızlık, Sulh yapıcılığı, Hakkaniyet, Razılıkla helalleşme, Uyum birlikteliği, Toplumcu yurtseverlik, Toplumcu hürriyet düzeni Tasavvufi praksis yol ) sıkı sarılan bir dayanışma içinde sulh ve hakkaniyet yürüyüşü başlatılmalı…

<