Demokrasiyi Egemenler Çiğner Halk Ayağa Kaldırır – Mehmet Ali Yılmaz

Mehmet Ali Yılmaz, Aralık 2018

Dünyada iki-üç yüzyıldır süren demokrasi kavgası esasen toplumsal mücadelenin bir parçasıdır ve ondan ayrı ele alınamaz.

Soğuk savaş döneminde Batılı emperyalistler demokrasinin, özgürlüklerin yegâne savunucularının kendileri olduğuna dünyanın önemli bir bölümünü ikna etmeyi başardılar. Günümüzde de demokrasiyi hiç ağızlarından düşürmezler ama özünü, kurallarını ekonomik çıkarlarına, dünyada izledikleri siyasete göre değiştirirler, çarpıtırlar ve sömürülerinin bir aracı haline getirmeye çalışırlar. Egemen güçler ancak emperyalist sömürüden yararlanmayan, ekonomik-demokratik hakları neoliberal uygulamalarla daraltılan metropol ülke halkının ve sömürge – yeni sömürge ülke halklarının direnişlerine ve mücadele gücüne göre demokratik hakların iyileştirilmesine zoraki rıza gösterirler.

Demokrasinin tarih içindeki anlamı

Günümüzde dünyada saf anlamıyla bir demokrasiden söz edemeyiz. Toplumların siyasal örgütlenişlerinin biçimi olarak demokrasi, sonuçta toplumun üretim ilişkileriyle belirlenir. Bu yüzden demokrasinin tarih içindeki gelişimini, ekonomik-toplumsal oluşumlardaki değişimler ve sınıf mücadelelerinin seyriyle anlamlandırmak ve açıklamak gerekir. Tarihi boyunca gördüğümüz gibi sınıflı toplumlarda demokrasi, egemen sınıfların iktidarlarının bir aracı olmuştur. Burjuva toplumlarda demokrasi, burjuva diktatörlüğünün bir biçimidir. Ancak burjuva demokrasisi feodal sistemle karşılaştırıldığında toplumun tarihsel gelişimi açısından ileri bir aşamadır. Burjuvazi bu ilerici konumunu bir yere kadar sürdürür ve demokrasinin kendi siyasal iktidarının bir aracı olması için çalışır. Halk kitlelerinin de baskısıyla anayasa yapılır, parlamento gibi organlar oluşturulur, biçimsel de olsa herkesin oy kullandığı serbest seçimler yapılır. Ancak burjuvazi halkın bu demokratik hak ve kurumlardan yararlanmasını önlemeye çalışmaktan geri durmaz. Siyasal haklar biçimsel olarak açıklanır ama güvencesi sağlanmaz, temsili organlar egemen sınıfın birer aracı durumuna sokulur, çalışan kesimlerin, emekçilerin siyasal etkinliği bürokratik uygulamalarla zayıflatılır, halkın siyasetten uzak tutulması sağlanır.

Kapitalizmin rekabetçi dönemindeki burjuva demokrasisi, sermayenin giderek belirli ellerde birikimiyle (temerküzü) birlikte ilerici karakterini yitirdi. Kapitalizm emperyalizm aşamasına geçince demokrasi bir avuç tekelci sermayedarın egemenliği altında tamamen göstermelik bir duruma sokuldu. Bu dönemde demokrasiden siyasal gericiliğe dönüş başladı. Emperyalist devletlerin sömürgesi, yeni sömürgesi ülkelerde ise siyasal gericiliğin daha katmerlisi uygulanmaya başlandı, bunun adı sömürge tipi faşizmdir.  Burjuvazisi çok zayıf olan bu geri kalmış ülkelerin bütün egemen sınıfları emperyalist devletlere teslim oldular ve demokrasiyi hâkimiyetlerinin önündeki bir engel olarak gördüler. Ancak aydınlar ve emekçi kesimler zaman zaman bu faşist baskılara karşı direnerek kısmi demokratik haklar elde edebiliyorlardı. Emperyalizmin sermayesiyle, askeri, siyasal ve kültürel olarak içine sızdığı, devleti kontrol ettiği bu ülkelerde halkın bağımsızlık ve demokrasi mücadeleleri gelişmeye başlayınca çeşitli baskıları, faşist darbeleri ve yasaları uygulamaya sokmaktan geri durmadıklarının sayısız örnekleri yaşandı.

Emperyalizmin tahakkümü altındaki bizimki gibi ülkelerde demokrasi Batılı ülkelere göre çok daha fazla gericileştirilmiş olarak, sömürge tipi faşizm biçiminde uygulanırken; gelişmiş kapitalist ülkelerde işçi sınıfı uzun mücadeleler ile kazandığı ekonomik-demokratik haklarının birçoğunu koruyabildi. Ancak 20’inci yüzyılın sonlarında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından da cesaret alan kapitalizmin sözcülerinin “tarihin sonu geldi”, “medeniyetler ittifakı” vb. yaygaraları altında uygulamaya sokulan emperyalist neoliberalizm döneminde ise sermaye daha çok uluslararasılaştı, iyice asalaklaştı ve kâğıttan ibaret doların hâkimiyeti olağanüstü boyutlara ulaştı. Üretimden çok paradan para kazanan soygun ve talan ekonomisi piyasaya hâkim oldu. Yenilik gibi takdim edilen bu gerici gelişmenin sonucu olarak siyasi planda demokrasi tamamen göstermelik, vitrin malzemesi haline sokuldu. Burjuva hukukunu, laikliği, cumhuriyeti, ulus devletleri ve hatta bilimsel akılı itibarsızlaştırmaya ve giderek ortadan kaldırmaya yöneldiler. Uluslararası sermayenin dayattığı bu soygun ve talan ekonomisi, siyaset alanındaki gericileştirme ve ülkeleri dağıtma süreçleri bizimki gibi “İslami” yeni sömürgelere dinci iktidarlarla birlikte ağırlaştırılmış müebbet gibi yapıştırıldı.

Emperyalist neoliberalizme iyi hizmet sunması için iktidara taşınan AKP iktidarı duruma göre Soroscu yetmez ama evetçiler’le, etnikçilerle ve Amerikan dincisi cemaatlerle desteklendi. Zamanla aralarında çıkan iktidar mücadelelerini de atlatan AKP iktidarına ayak bağı olan parlamenter sistemin yerine kurguladıkları tek adam rejimiyle ülke üzerindeki baskı ve sömürülerini daha da arttırdılar. Batının modern tefecilerinin verdiği borçlarla ayakta kalmaya çalışan, uluslararası tekellerin ürettiği malların iç piyasayı işgaline boyun eğen bu gerici rejimin payandalığını ise milliyetçi görünümlü MHP yapmaktadır. MHP, tıpkı soğuk savaş döneminde olduğu gibi, bu kez de uluslararası finans sermayesinin ve onun desteklediği siyasi organizasyonun hizmetinde olduğunu kanıtlamaktadır.

Sarı Yelekliler neoliberalizme darbe vuruyor

Neoliberalizm dünyanın herhangi bir ülkesinde darbe yedikçe bizdeki uzantılarının politikaları, soygun sistemleri ve kurguları da darbe yemektedir. Fransa’daki Sarı Yelekliler hareketi işte bu yüzden AKP iktidarını ve yancılarını rahatsız etmektedir.

Sarı Yelekliler hareketi daha bugünden neoliberalizmin “örnek” başkanlarından Macron’un tavizler vermesini sağlamıştır. Bunun anlamı ezilen halk kesimlerinin emperyalist neoliberalizmin burçlarında gedikler açmaya başlamasıdır. Artık 30 yıldır dünyayı pervasızca soyan uluslararası sermayenin ayakları, haklarını gasp ettiği işçilerin, köylülerin, işsizlerin vb. karşısında titremeye başlamıştır. Ne Amerika’daki anti-küreselleşmeci hareketler ne de Gezi bu kadar sonuç alıcı olabildi. İlk kez neoliberalizmin halk kitlelerinden çaldığı ekonomik ve sosyal hakların geri alınması, iğdiş edilen demokratik hakların önünün açılması yönünde gelişmelere neden olan bir hareketle karşı karşıyayız. Hareketin bileşimi ne olursa olsun yaratacağı sonuç Fransa ve dünya için umut veren gelişmelere neden olacaktır.

Sarı Yelekliler hareketine sonuçta şu kesim hakim olursa şöyle olur, bu kesim hakim olursa böyle olur türünden yorumlar pratiğin belirleyiciliğini açıklayamayan kitabi laflardır ve bu tür değerlendirmelerle tarihsel gelişmeler okunamamaktır. Bu hareket sonuçta bir Fransız Devrimi, Paris Komünü ya da 1968 Hareketi değildir ama bütün bu devrimci atılımlarla kazanılan hakların içlerini boşaltan neoliberalizme darbeler vuran bir hareket olması bakımından önemlidir. Tarih, çok sancılı bir biçimde seyredecek de olsa, ezilen sınıfların sosyo-ekonomik ve siyasi alanlarda kaybettiklerini yeniden kazanmaya başlayacakları bir sürece doğru yol almaya başlandığını Fransa’daki bu hareket göstermektedir.

Sarı Yeleklilerin taleplerinin birçoğu bizim ülkemizin işçileri, işsizleri, üreticileri, emeklileri, köylüleri, küçük esnafı vb. için daha fazla geçerlidir. Bizim içinde yaşadığımız sorunlar onlarınkinden çok daha ağırdır.(*)

Ekonomik, sosyal ve siyasi sorunların bizde çok daha ağır biçimlerde seyrettiğini bilen işbirlikçi siyaset madrabazları, son günlerde, sağa sola satır sallamaya başladılar bile. Savurdukları tehditler ne ülkemizdeki ekonomik krizi yok edebilmekte ne de dünyanın yeni bir ilerici döneme doğru yol almasına engel olabilmektedir. Paris sokaklarının tarihinden tanıdığı toplumsal mücadeleyi -geçici duraklamalar, inişler çıkışlar olsa da- hiçbir gericilik durduramayacaktır ve bu gelişmenin eninde sonunda Türkiye’yi de etkilemesi kaçınılmazdır. Neoliberalizmin ve ekonomik krizin büyük darbeler indirdiği ülkemizde ortaya çıkacak kitle hareketleri emperyalizmi ve hâkim sınıflar ittifakını derinden sarsacaktır.

Sonuçta ezilen halklar dünyası mutlaka kazanacak ve insanlık yeniden toplumsal mücadeleler yolunda ilerlemeye başlayacaktır.

(*)Emperyalist neoliberalizm, halk kitlelerini siyasi, felsefi görüşlerine göre sömürmez, sağcı-solcu, dinci-dinsiz vb. ayrımı yapmaz bütün işçileri, işsizleri, üreticileri, esnafları, çiftçileri vb. sömürür ve onların haklarını, hukuklarını gasp eder. Sarı Yeleklilerin hareketi bu bakımdan önemlidir ve neoliberalizme darbeler indirmektedir. Ve bu hareket daha bu günden dünyanın birçok ülkesinde karşılık görmeye başladı bile.

Sarı Yeleklilerin temel taleplerini okuyunca göreceksiniz ki bu harekete yapılan göçmen karşıtlığı gibi ithamlar haksızdır ve hareketi küçük düşürmeye yöneliktir. Onlar somut sorunlarından hareketle taleplerini dile getirmektedirler.

Sarı Yeleklilerin Talepleri:

  • Sıfır evsiz (Evi olmayan kimse kalmasın): ACİL.
  • Gelir vergisi daha kademeli olsun.
  • Asgari ücret net 1300 avro olsun. [Şu anki net asgari ücret yaklaşık 1150 avro.]
  • Köylerde ve şehir merkezlerinde küçük esnaf korunsun. (Şehir merkezlerinin etrafında küçük ölçekli ticareti yok eden dev alışveriş merkezi inşaatlarına son verilsin) + şehir merkezlerinde bedava otoparklar kurulsun.
  • Konutlar için büyük bir ısı yalıtımı projesi (vatandaşa da tasarruf yaptıran bir ekoloji uygulaması).
  • BÜYÜKLER (McDonalds, Google, Amazon, Carrefour) BÜYÜK vergi ödesin, küçükler (zanaatkârlar, küçük ve orta ölçekli işletmeler) küçük.
  • Herkes için aynı sosyal güvenlik sistemi (zanaatkârlar ve bireysel girişimciler de dahil). Serbest çalışanlar için ayrı sosyal güvenliğe son verilsin.
  • Emeklilik sistemi dayanışmacı ve sosyal kalsın. (Puanlı emeklilik hesabına hayır.)
  • Akaryakıt zammına son.
  • 1200 avronun altında emeklilik maaşı olmasın.
  • Tüm seçilmişlerin maaşı ülkenin ortalama maaşıyla eşit olsun. Seyahat ve ulaşım harcamaları denetlensin, ancak zorunlu olanlar karşılansın. Yemek ve tatil kuponu hakları olsun.
  • Tüm Fransızların maaşları, aynı zamanda emeklilik maaşları ve sosyal yardımlar enflasyona endekslensin.
  • Fransa sanayi muhafaza edilsin; üretimin ülke dışına kaydırılmasına son verilsin. Sanayimizi korumak uzmanlığımızı ve işlerimizi korumak demektir.
  • Ülke dışı çalışanlar sistemine [AB üyesi ülke vatandaşlarının bir başka ülkede çalışmaya gönderilmesi –posted workers] son verilsin. Fransa topraklarında çalışan bir kişinin aynı maaş düzenine ve haklara sahip olmaması kabul edilemez. Fransa sınırları içinde çalışma hakkı olan herkes Fransız vatandaşlarıyla eşit olmalı ve o kişinin işvereni Fransız işverenlerle aynı vergileri ödemeli.
  • İş güvenliği hakkında: büyük şirketlerin sözleşmeli işçi çalıştırma hakkı sınırlandırılsın. Kadrolu çalışma hakkı istiyoruz.
  • Rekabet ve İstihdam İçin Vergi Kredisi [CICE – Büyük şirketler için vergi indirimi] kaldırılsın. Buradan elde edilecek kaynak (elektrikle çalışan arabaların aksine gerçekten ekolojik olan) hidrojenle çalışan araba üretimi için Fransa sanayiine aktarılsın.
  • Kemer sıkma politikalarına son. Hiçbir meşruiyeti olmayan borç faizlerinin ödemesi durdurulsun. Ödenmesi gereken borçlara kaynak olarak en fakir ve az varlıklı kesimin parasını almak yerine, 80 milyarlık vergi kaçakçılığının peşine düşülsün.
  • Zorunlu göç hareketlerinin sebeplerine çözüm üretilsin.
  • Sığınmacılara iyi davranılsın. Onlara barınak, güvenlik, temel gıda ve çocuklarına eğitim sağlamak bizim sorumluluğumuz. Dünyanın birçok ülkesinde, sığınma talebine yanıt bekleyen kişiler için ağırlama kampları kurulması adına Birleşmiş Milletlerle işbirliği halinde çalışılsın.
  • Sığınma talebi reddedilenler ülkelerine gönderilsin.
  • Hakiki bir entegrasyon politikası uygulansın. Fransa’da yaşamak Fransız olmayı gerektirir (tamamlayana sertifika verilmek üzere Fransızca dil, Fransa tarihi ve vatandaşlık bilgisi dersleri verilsin).
  • Azami ücret ayda 15 000 avro olsun.
  • İşsizler için iş alanları açılsın.
  • Engellilere verilen mali ödeme artırılsın.
  • Kiralara sınırlama getirilsin. Daha çok sayıda makul ücretli kiralık konut yapılsın (özellikle öğrenciler ve güvencesiz koşullarda çalışanlar için).
  • Fransa’ya ait mülklerin (baraj, havalimanı vb.) satışa çıkarılması yasaklansın.
  • Yargı, polis, jandarma ve orduya daha kapsamlı imkânlar sunulsun. Güvenlik güçlerine fazla mesai için ödeme yapılsın veya bunun karşılığı tatile çevrilebilsin.
  • Ücretli otoyollardan toplanan paranın tamamı Fransa’da otoyol ve yolların yapımına, bakımına ve güvenliğine yatırılsın.
  • Gaz ve elektrik ücretleri özelleştirmeler sonrasında artış gösterdi. Tekrar kamusallaştırılsın ve fiyatlar aşağı çekilsin.
  • Küçük yerleşimlerdeki demiryolu hatlarının, postane şubelerinin ve ilkokul ve ana okullarının kapatılmasına son verilsin.
  • Yaşlı nüfusun hayat seviyesi yükseltilsin. Yaşlılar üzerinden para kazanılması yasaklansın. Gri altın [yaşlıların biriktirdiği para] devri kapandı. Gri refah çağı başlıyor.
  • Anaokulundan lise sona kadar hiçbir sınıfta öğrenci sayısı 25’i geçmesin.
  • Psikiyatrik desteğin yaygınlaşması için imkânlar sunulsun.
  • Halk oylaması anayasaya girsin. Her bireyin yasa teklifini sunabileceği, bağımsız bir teşkilatın denetiminde kolay anlaşılır ve etkili bir site kurulsun. Eğer söz konusu yasa teklifi 700 binin üzerinde imza toplarsa, Meclis bunu tartışıp, düzeltip, tasarı haline getirerek tüm Fransızların katılacağı bir halk oylamasına sunmakla yükümlü olsun.
  • Cumhurbaşkanlığı görev süresi yeniden 7 yıla çıkarılsın. [Cumhurbaşkanının görev süresi, milletvekili görev süresine tekabül etmesi ve bu sayede yasama ve yürütmenin farklı siyasi görüşler tarafından kutuplaşmasını engellemek gerekçesiyle 2000 yılında 7 yıldan 5 yıla indirilmişti.] (Cumhurbaşkanının seçiminden iki yıl sonra milletvekili seçimlerinin düzenlenmesi cumhurbaşkanının yürüttüğü siyasete bir memnuniyet veya memnuniyetsizlik mesajı verilmesini sağlıyordu. Bu da halkın sesini duyurmasına katkıda bulunuyordu.)
  • Emeklilik yaşı 60 olsun. Fizikî zorluk içeren mesleklerde (inşaat işçiliği, mezbaha işçiliği gibi) çalışan herkes için ise 55 olarak belirlensin.
  • 6 yaşındaki bir çocuk tek başına kendi bakımını üstlenemeyeceğinden, çocuklar 10 yaşına girene kadar geçerli olmak üzere çocuk bakımı için parasal destek sistemi geri getirilsin.
  • Ticari malların dolaşımı demir yollarıyla sağlansın.
  • Vergilerde stopaj sistemine son verilsin.
  • Eski Cumhurbaşkanlarına ömür boyu ödenek uygulamasına son verilsin.
  • Banka kartıyla ödeme yapıldığında esnafa ek vergi uygulanmasın.
  • Gemi yakıtlarına ve kerosene (genellikle sanayide kullanılan bir petrol türevi) vergi getirilsin.

Nezihe Altıok’u Sonsuzluğa Uğurladık.…

Cumhuriyet devrimlerinin kararlı savunucusu, CHP kadın kollarının önde gelen ismi Nezihe Altıok’u Kasım ayında sonsuzluğu uğurladık.

Çankaya ilçe örgütünde yapılan törende, yeğeni Hakkı Zabcı CHP’nin Nezihe teyzesini kısa ve öz bir şekilde anlattı.

“Nezihe Altıok’un dostları, Merhaba…

Nezihe Altıok benim ablam. Ablam beni çok severdi. Ben de ablamı çok severdim. Ama, bu sevgiyi doğuran kan bağı değildi. Bu sevgiyi doğuran, devrimci iradenin belirlediği toplumsal mücadelenin, toplumsal kavganın cereyan ettiği yerde yan yana, omuz omuza durmanın verdiği coşkuydu, heyecandı.

Biz sosyalizmi devrimle harmanlarken, ablam aydınlanma düşüncesini devrimle harmanlıyordu. Ortaya sosyalizm ile aydınlanmacılığın kardeşliği çıkıyordu demokrasinin devrimle kesiştiği noktada… O, bu kardeşliğin temsilcisiydi.

Bundandır ki, ablam her 6 Mayısta Deniz’in, Yusuf’un ve Hüseyin’in yanındadır Karşıyaka Mezarlığı’nda. Karşıyaka Mezarlığı 30 Martta da onun durak yeridir Mahir’in başucunda. O, her 10 Kasımda Anıtkabirde Mustafa Kemal’in yanındadır, her Cumhuriyet Bayramı’nda olduğu gibi…

Ablam 12 Mart ve 12 Eylül faşizmini bizlerle birlikte yaşadı. Yargılandığımız davalarda, mahkeme salonlarında dönüp arkamıza baktığımızda dinleyici bölümünde onu ve beraberinde getirdiği kadın arkadaşlarını görürdük.

Onun bize bıraktığı miras bizim geleceğimizdir.

Bundandır ki Nezihe Altıok ölümsüzdür.”

Hakkı Zabcı, 16 Kasım 2018

Vicdani politik bir rota için meşveret(1) – Orhan Karakuş

Orhan Karakuş, Aralık 2018

Allah -u Teala “en iyi tanımlısını” şüphesiz ve şeksiz  tam bilir.

                Bu yazı tefrikasında; İLMİ MANTIK ve BİLMİ AHLAK meselesini  özümüzden geleni meşveret kulvarına akıtıp , lirik ve  kimi matematiksel terimler  ile  bağlantılı konuları  irdelemeye gayret edeceğim. Öncelikle;1- Bağımsızlık, 2-Sulh yapıcılığı,3- Hakkaniyet, 4-Razılıkla helalleşme 5- Uyum birlikteliği, 6-Toplumcu yurtseverlik, 7-Toplumcu hürriyet düzeni ve  8-Tasavvufi praksis  yol terimlerini kavramsal düzeyde  deruni Türkçe’nin dilsel varlıklar dizgesi(kültüreli etkileyen sahici değişkenler) olarak takdim edelim. Kadim kültürelin birikimli dönüşümünde  bu özdeğerlerin farklı yorumlanışı  tüm alanlarda ayarlı bir kıymet hususu ile yer alır. Bizde yeni kültürel için  arınmayı bu terimler dizgesi ile arayacağız.

              Lirik değinmelerde göze pınarlarımız olarak;  “Dört kitabın manası bir tek Elif” diyen Yunus Emre, Nar-ı beyza özde diyen  Hacı Bektaşi Veli ,Aşk ile yanmada Mevlana, Arifan  olarak kendin ve yol bilmeyi Şems-i Terbiz-i, Sofistike zerafette Beyazit Bistami , Tayı mekan’da Hallacı Mansur ve İbn Arabi’den esinle gönüllere Futuhat…ve ilah… Tasavvufi dem…

             Başta Aristotales, L.Feurbach, Henri Pioncare, I.Kant, Marks, Yılmaz Öner,  M. L. Zadeh, A. Gramci  ve Sultan Galiyev akış kaynağından  ise uygulama  metodolojisi ve bilgi yorumlayışı alarak yoldaki köşe taşımızı… Praksis  dayanak … Bu platformadaki konum ve cihetimize  uygun Vicdani  politik  rotada yer alma desturumuz olacak, içkin  ve  dönüşüm için donanım sağlayacak  yeni litratürü geliştirmek  üzre; yaşadığımız coğrafyanın  kadim kültürelin birikimini   Fuzeysel Mantığın (Bulanık Mantık) terimsel  süzgecinden geçirmede dostlarla  muhabbet dili ile  etkileşime girmeye açık olacağız. Yeni bir  kültürel yapılanmada  toprağın dilindeki değişim ve dönüşümdeki bu  arayışımızı: Tasavufi Praksis yol yaklaşımı olarak ifade edeceğiz…    Acısı yeri  göğü i tutan yedi kapıdan aynı anda geçen  bir insanı kamile danışıp Sözü Nesimi’den bir  tuyuğ  ile devam edelim:

“Bî-vefâ dünyâdan usandı gönül
Yok didi dünyâyı yok sandı gönül
Düşdi IŞKın odına yandı gönül
Vahdetün kand-âbına* kandı gönül.”  Seyid  İmadeddin  Nesimi…(*şekerli şıra)

Kendimizden  de açılacak   bu yola atfen:

Sezgiye  kap vurup aşkla yoralım,

Gönüle sunulan  Nur-u Işk’ta yanalım,

Dört bir yana akan  aynı Kün’de olalım,

 İnayetin lütfundan  özlü SÖZ’ü  alalım…  1.12.2018

İlim ve bilim arasındaki anlamca fark…

Zümer suresi  9.Ayet Yaşar Nuri Öztürk meali : “9. Böyle birisi; gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, âhiretten korkan, Rabbinin rahmetini uman biri gibi midir? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu? Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret alır.” 

 “Bilme”:  yakını  anlama, gidişattaki  özdeğerleri kavrama ve içinde taşıdığı belirsizliği irdeleyerek  içeriği iyi tanımlama olarak yorumayıp bilgiyi entropi ile bağlantılı açığa çıkan kalıcı bir İZ başlangıcı yapalım. . Burada ayeti kerime ile başlama amacı “İlm” deki irfan olgusu ile bilimsel  yönetem arasındaki  ince zarı  iç ve dış  yönelim yüzeyinden zerafetle  inceleyebilmektir.

Potensia kavramı  Aristotales orijinli olup Yılmaz Öner’in  yorumlayışı temel alındığında  içerik olarak evenselde doğal gidişatla uyumlu kültürel ve teknik  alanlarda  hacimseli kavramada yarıçapı  içe doluşla kişiye göre  kademeli ve geçirgen olan “konveks verili durumu” ifade eder. Daha ileride  Fransız matematikçi Henri Pioncare vesile kılınarak sezgi ve mantık üzerine bir kıymetlendirme kesimi açılacak, Yılmaz Öner’in bilgi için getirdiği “iyi tanımlamayı” da  düzenleyici bir  esas  olarak görüşlerimizin açılımında ifade edeceğiz.

“İlim Çin’de olsa gidip öğrenin.”Hz. Ali

Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.”  ( Aristoteles )

“Dünyada her şey için,medeniyet için,hayat için . başarı için, en hakkiki mürşit ilimdir, fendir”…M.Kemal Atatürk

 “İlim ilim bilmek, ilim kendin bilmektir…”Yunus Emre.

“Bilgi en büyük güçtür…” F.Bacon

TDK’(Türk Dil Kurumu)ya göre Bilim:1.isim Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen,deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi,ilim.(tdk.gov.tr)

Bilim:Serili alem ( evrenin) doğal  yapısını ve gidişattaki devinimin özü olan  hareketleri incelenmesi, bir modelleme  çerçevesinde  matematiksel metotlarla  analitik olarak irdelenmesi ile  bilginin  kesinlik kazanması, sürekliğe bağlı olarak süreçte kendindeki  ayıklanmayı da   kapsayan teorik  ve uygulama çalışmaların ilgili alanlara yayılmış bütünlüğü…

 İlim:İnsanın kendini gidişattaki içseliğe katarak evrende olan biteni kalbi gözle i idrak edip  Hakk’ı bilmesi, kendine varışı çözümlemesi ve kendin bilmesi…Bilim ve ilim’deki  içeriksel anlam farkını uylaşıma sunalım:

Bilim ve ilim için felsefi yaklaşım;Tarihselde bilgi birikimi ile teknik düzey gelişimine bağlı ve karışık olarak , bazen birini diğerinin yerine kullanarak yapılan yorumlayışlarda esas olan bilimi: gerçeğe(Hakikate) ulaşım yollarında bilginin metodolojik olarak kesinleştilimesi işlevi(Aristoteles)… ilimi marifeti  ise  hakikatın yakın idrakı için kendini bulma ve bilme işlevidir.(Yunus Emre) Bu iki yakalışm birbirinden oldukça farklı doğal ve ruhani yeni alanlara doğru farklı ufuklar açarlar. Bilimsel ve rasyonel düşünmeyi odakta tutarak doğayı fetiş haline getirme ile ilim yolunda statik bir dışsal tanrısallığa vurgu yapmak da aynı ifrat denkliğindedir.

             Günümüz dünyasında(Fransa’da sarı yelekler, Yeryüzündeki  Göçmen haraketleri ve İklim kaygısı ile Avusturalya’da öğrenci haraketi) tarihseli  anlaşılır yorumlamak ve pratiğin şekil almasında vicdani bir rotayı oluşturmak elzemdir. Karamsarlığı kökünden kazıyarak umudu çoğaltacak  olan gönül deminde bir akıletme işlevi; irfani ışk ile bilim yolunda matematiğin geliştirdiği kavramları yerli yerinde ve sarmal olarak kullanmayı zorunlu kılmaktadır. 

Mantıksal yaklaşım  hangi demden?…

       Genelde Aristo’nun ifade ettiği özdeşlik mantığında  bir eleman A da ve A, A’dır (kesinlik)… Aksi durumda  a elaman A değilse B’de dir (fark). Ak ve  kara zıt uçlarına bağlı  olarak, doğru(D) için (1) yanlış (Y) için (0) sayısal değerleri kullanılır. Diyalektik mantık bunun ikisinin de bir aradalığı ile zıtların birliği(bütünlük) ve her şeyin bir öteki ile  ilinek bağı vardır demesine rağmen  temelde bu değerleri kullanarak bir son tahlilde A, A’dır.  A  evrimsel değişime uğrayarak ya da sıçramalı  B olur, demektedir (evrim-devrim). Bu mantıksal yaklaşımlar  sembolleştirilip, kıyas ve belli çıkarım kuralların da sistemleştirilip   klasik mantık bilgisi olarak hem felsefi hemde matematiktsel  litaretürde işlenmeye devam edilmektedir.     

          Diyalektik mantık klasik  ‘Aristo mantığının’ belirli noktalardaki sorunsallığını ortaya koymuş ancak onu aşma boyutuna ulaşamamıştır. Fuzzysel Mantık   ( Bulanık Mantık) kuralları klasik mantığın ak- kara boyutundaki uç ekstrem değerleri giri binlerce ton alanında  0≤x≤1 ve x elaman Reel sayı olan kesintisiz bir aralık yada potensia tanımlayarak bir kümeye aitlik olgusunu da  a elamanı A için 0≤µA(a)≤1 arasında bir Fuzzysel sayısal değeri  vererek mertebe ve derecesine bağlı  kısmi aitlik ile  ölçümleme, şartlara bağlı  girdiler – durulama(belirsizliği pozitif çözüme yakınlık ile kapsama alma algoritması) – çıktı olarak  irdeleme surecini ortaya koymuştur. Bir olgunun ve olayın belirsizliğini de gözeterek irdelemede Fuzzysel mantık; durulanma sürecinde alt ve narin süzgeçlerde Fuzzysel sayılarla (üçgen, yamuk, Gausian vb…) değerleme sonucu; şuraya şu kadar ait, buraya bu kadar ait, hemen hemen şudur ve olası bir çıktı olabilirliği budur gibi eşikler ile daha ince bir rafine ediştir. Bu  alışıla gelen klasik  akıl yürütmeyi aşmada  ve kapsamını  genişletmede yeni bir ufuk açılımıdır. Henüz yeni olun bu rafine akletme işi güncel yaşam ve nesillerin eğitim – öğretim müfredatına tam olarak girememiştir. Pür, gelişmiş tıp ve mühendislik alanlarında, kimi teknik  yapılanmalarda (yapay zeka, sinir ağları) modelleme çalışmaları ile sürmektedir. Modern fizikteki Genel-özel Görecelik, Kuantum teorisinin matematiksel kavramları ve Kaos, diferansiyel geometri, operatörler cebiri ve pisiko -sosyoda istatiksel mekanik, Bulanık Mantıktaki düşünsel irdeleme formu sonucu oluşan bütün  bu  gelişmeler ve “bilincin madiliği” (L.Feurbach) meseleleri, bilimsellikten beslenmeyi gerektirmektedir.  Tüm halik olmuşların hakkını gözeten politik  fikriyat alanına bu dönüştürücü bilgi gücü henüz yansıyamamıştır. Tasavufi Praksis yolda felsefi yaklaşımı ile yapısal sütunlar temelinde  “zamanın mekansal açılımı” kavramına da dikkat çekerek yeni bir kültürele katkı için sunumlar yapmaya, toplumcu yurtsevlik mihverinden yürüyüş geliştirmeye, toplumcu-devrimci gelenekle Türkiye gerçeğinden ağrı  bu platformda yazılar paylaşmaya  gayret edeceğim. Mistik ruhani tasavvufi kültürelde damıtılmış; inayet ve vahdeniyet gözeten Nasreddin Hoca’nın meşhur sende haklısın, sende haklısın ve de sende haklısın fıkrasındaki düşünüş süreçleri ile deruni Türkçe, yukarıdaki dizgede sunduğumu kavaramları ile  Fuzzysel mantıkla  gönül deminde  akletme’ye çok yatkın bir dilsel  birikime sahip olduğunu göstermektedir. İçe doluşlu düşünsel devinimle, Fuzzysel mantığın nakşına uyumlu duygusal gergefin anda akıl operatörü tarafından tutuklaması ile  keşif- icat dolumlu fikriyat ve beceri sonrası bilincin maddiliği  olan ESER’ler oluşur. Bu temel birleşik önermenin ışığında; İçe doluş bağlantılı(İnayet) akıl operatörü ile anda verili potensiayanın tutuklanması sonucu toplumsal yaşamda dizgedeki sekiz  sentetik  kavram sosyo-psiko  verili bilinç seviyesini yükseltip birikimli potensia sınırlarını geliştirir. Yaşamda karşılıklı yarenlik sofraları kurulabilme ve uygulama sahasında beceri geliştirme sonunda hakikate yakın bilgiler, sosyo -pisiko akışta  kıvamına gelince sürecte  gömülü  sistem  iç-dış  birlikte dönüşüme  üretken bir kollektif irade ile dahil olur.

 

 Fuzzysel imbikten Ahlak üzerine nasıl bir NORM?…

H.Pioncare’de “Bilim Ahlakı” ve A.Einstain’da “Bilimsel Ahalak”…

Yılmaz Öner’den  “bilgi” İbn-i Arabin’den “ Futuhat”…

“Ayarı Tutarlı Ahlaki”norm için aksiyomatikleştirme önerileri…. (devam edecek)…06.12.2018

 

<